Bence çoğu fotoğrafçının gözden kaçırdığı, üzerinde çok fazla düşünmediği ya da doğaçlama hareket ettiği ünce bir konu hakkında yazmak istedim. İşinizi oluştururken ilk önce düşünmeniz ve işinizle ilgili bazı şeylere karar verirken nasıl bir yol izleyeceğiniz çok önemli. Daha önce bu konu hakkında hiç düşündünüz mü? İş yapma etiğiniz var mı? Çok sıkıcı olmayacağım söz:)) Size farklı bir yerden bakmayı ya da hiç üzerinde düşünmediğiniz ama bilinçaltınızda karar verdiğiniz bu kurallar hakkında konuşacağım:))


Uzun uzadıya İş etiği nedir diye yazmayacağım. Kısaca 'Doğru şeyi yapma' olarak özetleyebiliriz. Biz işimizle ilgili bir şeye karar verirken şu sırayı takip ediyoruz:

1- Dürüst bir hayat ve iş yaşamı için önce inancımıza göre karar veriyoruz. Kanada'da gördüğümüz tek bir şey söylemek gerekirse o da insanların diğer insanların inancına olan saygısı. O yüzden neye inanırsanız inanın önce onun nazarında doğru mu diye düşünüyoruz. Dürüst ve doğru bir hayat yaşamak, çocuğumuza ve başkalarına örnek olabilecek davranışlar sergilemek iş etiğimizin ilk sırasında yer alıyor.

2- Sonraki kuralımız 'Golden Rule'. Bütün dinlerde bulabileceğiniz bu kuralı 'sana nasıl davranılmasını istiyorsan başkalarına öyle davran' diye özetleyebiliriz. Duruma bu şekilde baktığınızda hem işinizde hem sosyal yaşamınızda çoğu şeye farklı bakmaya ve yapmaya başlıyorsunuz. Ufak bir örnek vereceğim. Volkan, kızımızla didişmeyi ve şakalaşmayı çok seviyor. Çakıl da hoşuna gitmeyen bir şey olunca hemen şöyle diyor: Aynısını ben sana yapsam hep böyle desem hoşuna gider miydi baba?.

Bakın bütün dinlerde bu kural nasıl:


3- Artık 3. sırada ve diğerlerine göre daha az önemde Kanunlar geliyor. Tabi burada bilgisizlik bir savunma olarak kullanılıyor. Örneğin, ben onun vergisini ödeyeceğimizi bilmiyordum ya da buna fatura kesmek gerektiğini bilmiyordum..vb. Biz bu konuya çok önem veriyoruz. Bilmiyoruz çoğu vergisel ya da hukuksal konuyu ama bununla ilgili muhasebecimiz ve danıştığımız avukatlarımız var herhangi bir yanlış yapmayalım diye. Çok küçük bir örnek vereyim. Ben Kanada'da çalışma iznimi aldıktan sonra şirketimi kurdum ve her yıl vergi döneminde hesabıma giren her parayı kuruşuna kadar bildirdim. Burda Kanada hükümeti sizin beyanınıza güveniyor. Diyor ki ben sana güveniyorum beni kandırma, ben de sana elimden geldiğince destek olacağım. Ve bu Covid süresince gerçekten şirketime yaptığı yardımlar sayesinde süreci çok az hasarlı atlatıyoruz.

Cash Under The Table: Yani masa altından para vermek. Kayıtlara geçmesin verdiğim para dolayısıyla vergi ya da işlem ücreti ödeme bunu da bana indirim olarak ver. Hiç unutmam bir firmada daha az vergi vermek için çalışanların çoğunu asgari ücret gösterip üzerini zarfla dağıttıklarını görmüştüm. Bunun çok fazla boyutu var o kadar derine inmek istemiyorum. Sadece bizim işimizde, eğer kredi kartıyla ödeme alıyorsanız bankaya ödeyeceğiniz bir komisyon oluyor. Son komisyon rakamlarını hatırlamıyorum örnek üzerinden gideyim. Örneğin 1.000 TL'ye çekim yapacaksınız. Kartla ödeme alıyorsunuz ve %10 komisyon ödüyorsunuz. Müşteriniz, Nakit verirsem ne kadar olur diyor ya da size 925 TL nakit versem olur mu diye soruyor. Kartla çekseniz 900 tl kazanacaksınız 100 Tlsi bankaya gidecek. 925 olursa hem siz daha fazla kazanmış hem de müşterinize indirim yapmış olursunuz. Bunda bence etik bir problem yok kötü bir niyet beklemem ancakkkkk...

Ben sana ücreti zarfla vereyim sen bunu kayıtlarına sokma, vergisini de verme hem sen kazan hem ben kazanayım derse.. Yani kimsenin bilmesine gerek yok, vergi dairesi bilmesin aramızda kalsın. Bizce böyle yapınca iki tarafta zarar görüyor. Bu bir nevi aldatma ya da çalma değil midir? Vergiler çok yüksek ya da hiçbir faydasını göremiyoruz gibi konular aklınıza gelebilir. Siyasetten hiçbir şey anlamıyoruz o yüzden siyasi bir şey diyemeyiz. Sadece ilk iki kuralımıza baktığımızda bu bize doğru gelmiyor.

Başarılı bir işletme kurmak ve geceleri yastığa başınızı koyduğunuzda rahatça uyumak için bu 3 kuralı mutlaka uygulamaya özen gösteriyoruz. Kumdan bir ev yaptığınızda eninde sonunda o ev yıkılır. İşiniz için de aynı. En başından itibaren işlerinizi düzgün yapmaya çalışın. Hepimiz hata yapabiliriz, yapıyoruz da. Ama neyi niçin yaptığımızı ara ara sorgulamalıyız.

Çok sıkıcı oldu değil mi?:)) Böyle konuları konuşmaktan kaçınıyoruz, hep halının altına itiyoruz. Doğru bir iş modeli oluşturmak için bence bu da çok önemli. Türkiye'de şirketimi kurduktan sonra şöyle dediğimi hatırlıyorum. Şirkete %50 ortak almışım haberim yok. Kazancın yarısı neredeyse gidiyor:))) Ama başını yastığa rahat koymak. İşte o paha biçilemez:) O zaman Çakıl'ın da Volkan'a kızdığında söylediği sözle bitiriyorum:

'Do unto others as you would have them do unto you.'

Sevgiler,

Serap